Haziran ayında yapacağımız İtalya seyahati için o kadar çok gezi yazısı okudum ki, sonunda kendime sormak zorunda kaldım; "Neden kaleme almıyorum seyahatlerimi?". Yazıdan ne kadar uzaklaştığımı da göz önünde bulundurunca, harika bir fikir gibi göründü gözüme. Bazen günler, aylar geçince fark ediyorum ki kağıda tek düşüncemi bile dökmemişim. Dolayısıyla, işe koyuluyorum. Ucunu bırakırsam mouse'um kırılsın.
Önümdeki ilk durak İtalya. Daha önceden de bulunduğum ve açıklanması zor olmayan bir şekilde aşığı olduğum bu ülkeye bu sefer farklı şartlar altında uğrayacağım. İlk gidişim unutulmazdı, en yakın arkadaşlarımla dil okulu bahanesiyle bir ayımızı İtalya'da geçirmiştik, hem de bir defa bile "of" çekmeden, "öforik" bir duygu içerisinde, ilk günden son güne kadar büyülenmiş bir halde... Daha önce birçok yurtdışı seyahati yapmış olmama rağmen, İtalya bende apayrı bir etki yaratmıştı. Yanımda en yakınlarımın oluşundan mıydı, benim o dönemki tasasızlığımdan mıydı veya tamamen tesadüfi miydi, bilinmez.. Şuan nedenini tam olarak kestiremesem de, o ayı hayatımın en güzel ayı olarak hatırlıyorum. Şimdi umudum yine yıldızların o zaman nasıl yaptılarsa yine aynı hizaya girmeleri.
2 hafta sonra yola çıkıyorum, bu sefer farklı; aradan 5 yıl geçti, hayat o kadar da tasasız değil ve hayatımda, yanımda sevgilim var, daha nice seyahati onunla birlikte yapacağım da yüksek muhtemel. O beraber seyahat etmek için yanıp tutuşulası türde biri, inanılmaz uyumlu, uzlaşılabilir, gözünün gördüğünün ve anın değerini bilen biri. Onunla kaldırım üzerine sandalyelerini atmış bir kafeye oturup sokakta olup biteni izleyerek kahve içmek gibi basit bir olay bile başlı başına keyif. Tek eksiği beyninde çok işlevsel bir yön çipinin olmayışı, neyse ki Tanrı insanları bir araya getirirken tamamlayıcılık unsurunu da göz önünde bulunduruyor :)
Uzun uğraşlar ve araştırmalar sonunda planımızı ortaya çıkardık, kalacağımız yerleri nihai olarak belirledik, tren biletlerimizi aldık. Tabii hiçbir şeyin fiyatı benim hatırladığım gibi değil; bunda Euro'nun Temmuz 2008'de 1.9397 olup, şuan -hem de çokça düşmüş haliyle- 2.8434 olmasının da payı var. Son zamanlarda ülkede olaysız bir gün geçmediğini de düşünürsek, biz gidene kadar yine coşacağı şüphesiz...
Geçen sefer Floransa'da kalıp, haftasonlarını ve okulu ekebildiğimiz günleri değerlendirerek Venedik, Roma, Milano, Siena, Lucca, Como ve Torino'yu görebilmiştik. Bu gidişimde ise Milano yerine Pegasus ile Bologna'ya inip, doğrudan Floransa'ya geçeceğiz. Güzel mi güzel bir evde kalacağız 3 gün. Utanç verici ama Floransa'ya dair en büyük planım, geçen sefer önündeki kuyruğu görüp erteleye erteleye gidemediğim Uffizi'ye gitmek. Hiçbir şekilde kaçış yok, rezervasyonlar yapıldı.
Floransa'dan Venedik'e geçiyoruz. İlk gidişimizde anlık bir kararla yola çıkmış, rezervasyon yapacak fırsatımız olmadığından da arkadaşlarımızdan birinin önceden kalmış olduğu bir hostelde kalmak gibi bir hataya düşmüştük. Zaten hijyen konularında aşırılara kaçmamakla beraber etrafımdakilere göre biraz daha hassas olduğum için o gece yattığım noktada mümkün olduğunca az yer kaplayıp, az hareket ederek uyumuş, Neyse ki sabah 6'da da hostelden çıkış yapmıştık Venedik'i turistsiz haliyle yaşayıp fotoğraflayabilmek için. Gerçekten de uykusuzluk ve yorgunluğa değmişti, kesinlikle tavsiye ederim. Gün içinde turistle kaynayan o sokaklarda görmenizin, farkına varmanızın mümkün olmadığı şeyleri görüyorsunuz sabah saatlerinde. Şimdi ikimizin de öyle gün boyunca vaporettolara binmeden şehri altüst edecek, sabahın 6'sında yollara düşecek enerjisi olmadığını düşününce iyi ki de yapmışım diyorum. Vaporetto demişken, evet, kaldığımız 2 gün boyunca vaporetto'ya ayak bile basmadık. Yürüdük yürüdük, durduk bir kanalda, bir çeşmenin yanında, sonra tekrar tabana kuvvet. Kaybola kaybola, kendi kuyruğumuzu kovalar gibi çember çizerek, defalarca "Aah, biz buradan geçmemiş miydik?!" cümlelerini kurarak gezmiştik Venedik'i. Meğer en mübah yol da buymuş, Venedik'te pek de ben neredeyim dememek lazımmış. Zaten her yol San Marco veya Rialto'ya çıkarmış nihayetinde.
Venedik'te kalacak yer bulmak ise gerçekten de sıkıntılı bir işmiş meğer. Hatta tatilimizi planlarken bizi en çok "hırpalayan" seçimin bu olduğunu da söyleyebilirim. Normal şartlarda yüzüne bakmayacağınız otellerin konaklama fiyatları gerçekten dudak uçuklatacak cinsten. Zaten -"Venedik tarzında" döşenmiş olmasına rağmen- çok da çekici görünmeyen bu ötellere bir de tripadvisor'dan bakınca insan bazen gözlerine inanamıyor. Biz gecelik 150 Euro'luk bir sınır ile başlayıp, sonunda neredeyse 300 Euro'luk bir otelde karar kıldık. Ve "Bi gece kalırız, o da yüzü suyu hürmetine. Bir daha sittin sene Venedik menedik yok." diyerek de o tartışmayı sonlandırdık. Yani kendimize bir kereye mahsus bir ödül vermiş olduk. Kalacağımız otelden dönüşte bahsedeceğim. Sanılmasın ki biz de aşırı bol keseden harcayan gezginleriz. Venedik bir istisna oldu, açık arttırmaya döndü bir nevi. Dua ediyorum ki acqua alta yaşanmasın, "alın size kanal" demesin kimseler yukarıdan.
Venedik ile ilgili tarihsel veya sanatsal hiçbir özel ziyaret planımız yok. Zaten sadece bir gün ve gece geçirip, ertesi sabah Bologna'ya geçeceğiz. Sokaklarını, havasını aklımıza kazıyıp döneceğiz işte... Fakat özellikle gitmeyi istediğim yerlerin başında "Libreria Acqua Alta" adlı kitapçı geliyor. Gittiğim yerlerdeki karakteristik özelliği olan kitapçıları ziyaret etmeyi fark etmeden adet edinmişim. Görülmesi gereken kitapçılar listesinde gördüğüm bu yere kesinlikle gitmeliyim, umarım kandırılmam daha cazip planlar tarafından. Bir de geçen gidişimde "höt höt arkadaşça binilmez bu gondola" diyerek es geçtiğimiz bu atraksiyonu gerçekleştirmezsek çatlarım, dolayısıyla İtalyanca dağarcığımdaki pazarlık jargonunu genişletmek farz oldu. Gerçi gondolcuların da bir federasyonu varmış, sabit bir ücret belirlemişler birkaç yıl önce ama seyahat sitelerinde spekülasyonlar dönüyor bu konuda. Sizlere yakında yerinden bildireceğim!
Venedik'te kalacak yer bulmak ise gerçekten de sıkıntılı bir işmiş meğer. Hatta tatilimizi planlarken bizi en çok "hırpalayan" seçimin bu olduğunu da söyleyebilirim. Normal şartlarda yüzüne bakmayacağınız otellerin konaklama fiyatları gerçekten dudak uçuklatacak cinsten. Zaten -"Venedik tarzında" döşenmiş olmasına rağmen- çok da çekici görünmeyen bu ötellere bir de tripadvisor'dan bakınca insan bazen gözlerine inanamıyor. Biz gecelik 150 Euro'luk bir sınır ile başlayıp, sonunda neredeyse 300 Euro'luk bir otelde karar kıldık. Ve "Bi gece kalırız, o da yüzü suyu hürmetine. Bir daha sittin sene Venedik menedik yok." diyerek de o tartışmayı sonlandırdık. Yani kendimize bir kereye mahsus bir ödül vermiş olduk. Kalacağımız otelden dönüşte bahsedeceğim. Sanılmasın ki biz de aşırı bol keseden harcayan gezginleriz. Venedik bir istisna oldu, açık arttırmaya döndü bir nevi. Dua ediyorum ki acqua alta yaşanmasın, "alın size kanal" demesin kimseler yukarıdan.
Venedik ile ilgili tarihsel veya sanatsal hiçbir özel ziyaret planımız yok. Zaten sadece bir gün ve gece geçirip, ertesi sabah Bologna'ya geçeceğiz. Sokaklarını, havasını aklımıza kazıyıp döneceğiz işte... Fakat özellikle gitmeyi istediğim yerlerin başında "Libreria Acqua Alta" adlı kitapçı geliyor. Gittiğim yerlerdeki karakteristik özelliği olan kitapçıları ziyaret etmeyi fark etmeden adet edinmişim. Görülmesi gereken kitapçılar listesinde gördüğüm bu yere kesinlikle gitmeliyim, umarım kandırılmam daha cazip planlar tarafından. Bir de geçen gidişimde "höt höt arkadaşça binilmez bu gondola" diyerek es geçtiğimiz bu atraksiyonu gerçekleştirmezsek çatlarım, dolayısıyla İtalyanca dağarcığımdaki pazarlık jargonunu genişletmek farz oldu. Gerçi gondolcuların da bir federasyonu varmış, sabit bir ücret belirlemişler birkaç yıl önce ama seyahat sitelerinde spekülasyonlar dönüyor bu konuda. Sizlere yakında yerinden bildireceğim!